Bir Zamanlar Kardeştik Biz

Written By: Süper Beyin - Tem• 16•13

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

kardes

 

Yıllar, aylar, haftalar ve günler, sanki bir su gibi öyle akıp gitti ki zaman. Özlüyorum o günleri şimdi.

 

Çok sevdiğim bir arkadaşım vardı.

Hiç ayrılmazdık birbirimizden.

İki kardeş gibiydik, hatta ondan da öteydik.

Aynı şekilde giyinirdik.

Beğenilerimiz, zevklerimiz ve renklerimiz aynıydı.

Her fırsatta gezer dolaşırdık beraber.

Asla küsmezdik, kırılmaz ve darılmazdık, çünkü kardeştik biz, kardeş!

 

Ama bir gün bir şey öğrendim:

Dostumla düşman olmuştuk.

Kardeşim bana kin tutmuştu.

Bunu, öylesine rahatlıkla ve hiç beklemediğim bir zamanda söylemişti ki yüzüme karşı, anlatamam!

 

Peki neden ve nasıl olmuştu bu olay?

Bir anda niçin düşman olmuştuk birbirimize. Daha doğrusu arkadaşım öyle söylüyordu. Hangi önemli gerekçe dostluğumuzu bitirmeye değerdi ki?

 

O gün sınavımız vardı.

Benim sınavım öncekine göre iyi geçiyordu. Arkadaşımın ki diğer sınavı aratıyordu besbelli.

Çalışamamış mıydı, yoksa sorular mı ağır gelmişti? Benden birkaç satır yazabilmek, birkaç puan fazla alabilmek için yalvarıyordu. Benim kitabımda kopya vermek de, almak da yoktu. Bana göre bir çeşit hırsızlıktı bu. Bugün hakkı olmadığı halde kopya yoluyla bilgiyi ve notu elde edenler,, bunu normal karşılayanlar, yarın öbür gün hayatın içinde, belli makamlara veya imkanlara uzandıklarında büyük hırsızlıkları çok rahat  yapabilirlerdi. Alışkanlıklar bir süre sonra karakteri haline gelir, ayağını kaydırır, kalbindeki iman ışığını bile söndürebilirdi Allah korusun. Bir kötülüğün işlenmesine zemin hazırlayan ve sebep olan, onu yapan kişi kadar sorumluydu. Herkesin göreviydi hayattaki kötülükleri ve yanlışları düzeltmek; eliyle, diliyle ve buna gücü yetmiyorsa kalbiyle onaylamayarak, uzak durarak kötü ortamlardan ve kötülüklerden.

 

Sınav bitti nihayet.

Ben sevinçliydim, beş alacaktım. Arkadaşımsa üzgün, küskün ve yıkılmış gibiydi. Bir tek kelime konuşmadı benimle. Yüzünü çevirdi başka tarafa, asık ve karanlıktı çehresi.

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

Yol boyu beraber yürüdük eve kadar, benden tarafa bakmadı bir kez olsun.  Ağlıyordu, gözelerinden yaşlar süzülüyordu yanaklarına. İçli içli ağlamaktan ve yenleriyle gözelerini silmekten başka bir şey gelmiyordu elinden. Teselli etmek, gönlünü kazanmak için ne yaptıysam, ne söylediysem hepsi boşa  gitti. Duymadı bile sözlerimi. Hızla uzaklaştı yanımdan. Evlerimiz yan yanaydı. Çoğu zaman birlikte oynar ve ders çalışırdık. Ben de eve girdim. Dinlenmeye ihtiyacım vardı.  Kız kardeşim sınavımın nasıl geçtiğini sordu. Dedim ki:

-Güzel, beş alıyorum, beş!

-Arkadaşının sınavı nasıl geçti?

-İyi geçmedi herhalde.  Biraz daha iyi puan alabilmek için benim yardım etmemi istiyordu, kopya veremedim ona, anlarsa ona en büyük iyiliği ettim, yanlış ve çirkin bir iş yapmasını önledim. Kızdı bana biraz. Küstü, konuşmadı gelene kadar. Gelir birazdan, çok sürmez küskünlüğü.

 

Baktım ki ne göreyim, arkadaşım kapıda, bizi dinliyordu.

Öfke içinde sordu:

-Ne konuşuyordun benim hakkımda, ne anlatıyordun kardeşine. Beni çekiştirmeye utanmıyor musun, ayıp değil mi?

 

Her zamanki gibi yanlış anlamıştı beni. Olumsuz düşünmüştü. Öfkesi geçmemişti belli ki. Nasıl anlatabildim ona gerçeği. Bu haliyle dinlemesi ve anlaması imkansızdı sözümü. Kıvılcım saçıyordu yeşil gözleri. Yiyecek gibi bakıyordu gözlerimin içine. O doğruyu değil, anlamak istediğini anlamıştı yine.

 

Ona doğruyu anlatmalıydım. Yanlış anlaşılmaktan daha kötü bir şey olamazdı. Kırılan gururunu, yaralanan kalbini onarmalıydım. Kaybetmemeliydim dostumu. Bir gün beni anlamasını beklemektense, şimdi doğruları öğrenmesini sağlamalıydım. Ne çare ki sabahı beklemek mecburiyetindeydim. Kapıyı çarpıp gitmişti üstüme. Yarına kadar kızgınlığı geçerdi hem. Dinlerdi belki.

 

O geceyi nasıl geçirdim ben de bilmiyorum. Uykusuzluktan gözlerim açılmıyordu neredeyse. Okula gitmek için yola indiğimde arkamdan yetişti hemen. Aynı soruyu sordu yine:

-Benim hakkımda ne söylüyordun?

 

Hadiseyi iyi yöne doğru çekmeliydim. Yeniden yeni bir yanlış anlaşılmaya sebep olmamalıydım. Kelimeleri tartarak ve dikkatli sarf etmeliydim. Söz kurşun gibiydi, ok gibiydi yaydan fırlamış. Geri dönüşü yoktu. Hedefi vuruyordu on ikiden. Gönülleri yaralıyordu çoğu zaman onulmaz biçimde. Ağızdan çıkmaya görsün bir kere. Söz ağızdan çıkmadan insanın esiri, ağızdan çıkınca insan sözünün esiriydi. Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarttığı gibi, kötü söz de adamı dinden imandan çıkartır, bir kıvılcım gibi bir güzel sevgi ormanını yakardı kalplerde. Külleriyse bir şeye yaramazdı. Varken kıymeti bilinmeliydi her şeyin. Dostlar ve arkadaşlar en değerli hazinesi, kaybedildiğinde yeniden kazanılması imkansız bir servetti. Ya hayır söylemeli, ya da susmalıydı.

Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı, diyen Yunus’u iyi anlamak gerekiyordu.

Elimde olmaksızın güldüm bu haline arkadaşımın. Kötü bir niyetim yoktu. Onu kırmayı, üzmeyi, küstürmeyi, aşağılamayı, küçük düşürmeyi, alaya almayı asla düşünmemiştim. Öylesine gülmüştüm. Durumu olduğu gibi anlattım, ne bir eksik ve ne bir fazla. Doğru anlaşılmaktı bütün kaygım, kalbini kazanmaktı arkadaşımın yeniden. Arkadaşım hızını alamamıştı. Öfkesi dinmemişti. Anlamak istemiyordu beni galiba. Ne söylesen boşa gidecek, havada ve boşlukta yok olacaktı söylediklerim. Susmaktan başka çare yoktu. Ahmak kişiye verilecek en iyi cevap susmaktı. Ben de öyle yapacaktım. Onu hiç böyle görmemiştim. Arkadaşım en saldırgan tutumu, acımasız sözleri ve renkten renge giren yüzüyle bağırdı yüzüme karşı, azarladı beni:

-Senden nefret ediyorum artık. Seninle aynı ortamlarda bulunmam bir daha. İğreniyorum senden!

 

Zehirli bir ok gibi ağzından çıkan kelimeler derinden yaralamıştı beni. Paramparça etmişti kalbimi. Ayaklar altına almıştı onurumu, çiğneyip geçmişti üstümden tonlarca ağırlıkta bir tank gibi.  Nasıl olmuştu bu iş? Bir anda silip atmak kolay mıydı bunca yılın hatıralarını, görmezlikten gelinebilir miydi geçmişin güzellikleri?

 

Bana o sözleri söylerken, gözlerindeki öfkeyi okudum adeta. Bir anda bitmişti her şey. Kalbimin sırça sarayı ve en mutena köşesine yerleşmiş bulunan kristal vazo kırılmıştı. Bir dostumu yitirmiştim yok yere. Hayal kırıklığına uğramıştım. Düşmanın attığı ok önemli değildi ama, dostun attığı gül yaralamıştı beni.

 

Adem EKER

www.superbeyin.gencgelisim.com

Bir önceki yazımız olan II. Abdülhamid, Kendinden Sonrakilere Enkaz mı Devretti? başlıklı makalemizde 2. abdülhamid kendinden sonrakilere enkaz mı bıraktı, 2. abdülhamid nasıl bir devlet bıraktı ve 2.abdülhamid hakkında bilgiler verilmektedir.

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir