Düşünce Dünyamızın Sağlığımıza Olan Etkisi

Written By: Süper Beyin - Nis• 25•13

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

beyin gucu

Hasta olduğuna inanan ve sürekli beynine vücudunun herhangi bir yerinin rahatsız olduğunu belirten sinyalleri gönderen bazı insanlar vardır. Onların gerçekte, rahatsız oldukları sandıkları organları aslında hasta değildir. Ama beyinlerine öylesine güçlü hastalık sinyalleri göndermektedirler ki, örneğin “Midem rahatsız” sinyallerini sürekli alan beyin, gerçekten midenin hasta olduğuna inanıp, mideye acı sinyalleri göndermektedir. Böylece o kişinin midesi ağrımaktadır. Uzun zaman önce sohbet ettiğim bir hekim aynen böyle anlatmıştı. Hatta daha da ileriye giderek :” Bazen kişi beynine o kadar güçlü sinyaller gönderir ki, hasta olmayan midesini gerçekten delerek kanamasına bile sebep olabilir.”, demişti. İşte hekimler, böyle türden rahatsızlığı olanlar için “Plasebo” denilen boş haplar verirler. Yani, mide hastası olduğuna inanan ama teşhisler sonucu herhangi bir mide problemine rastlanmadığı halde hala rahatsız olduğuna güçlü bir şekilde inanan kimselere:” Bu ilaç, hastalığına iyi gelecektir” , denilerek verilen, aslında olumlu ya da olumsuz hiçbir etkisi olmayan haplar ya da ilaçlardır bunlar. Kişi, gerçekten inanarak bunu içtikten sonra mide ağrısının geçtiğini zannetmektedir. Olmayan, ama beyne inandırılmış bir hastalık, yine beyni inandırarak sıhhat bulmuş olmaktadır.

Kenan Keskin, “sufizmveinsan.com” sitesindeki bir makalesinde bize şöyle bir açıklama getiriyor:

“…

Beyin, orada olduğuna inandığı şey ile orada bulunan şey arasında ayrım yapamaz. Ya da benzer deyişle, bir somut gerçekliğe verdiği tepki ile düş kurduğunda verdiği tepki farklı değildir. Tıpkı bir âşığın sevgilisini düşündüğünde, yanında iken hissettiği heyecanlanmaları aynen hissetmesi ya da kolunu, bacağını kaybetmiş olan birisinin bazen kaybettiği organlarını sanki oradaymış gibi hissetmesi gibi…

Böylece hastalık ya da üzerimize etki eden herhangi bir şey dışarıdan gelerek haricimizden bizi etkileyen bir etki değil, beynin özündeki gizli düzende yarattığı uzay ve zaman içinde bulunan beden üzerindeki etkilerdir ki, bunları oluşturduğu gibi, zıttı olan etkileri de meydana getirebilmektedir. Diyelim ki, zihnimiz hastalığa yol açacak kimyasal dönüşümleri meydana getiriyorsa, aynı şekilde o kimyasal dönüşümleri durdurup yenilerini üretmesiyle ya da materyalize (yoktan maddeleştirme) etmesiyle tekrar normal durumunu da sağlayabilmekledir.

Düşmanlık duygusu ve sinirli insanların, olmayanlara ya da daha az olanlara oranla kalp krizinden ölme riskinin yedi kat fazla olması, boşanmış kadınların evli ve mutlu olanlara göre bağışıklık sistemlerinin zayıf olması, mücadeleci bir ruha sahip olan bireylerin olmayanlara oranla AIDS ve benzeri ölümcül hastalıklara karşın daha uzun ömürlü olmaları, eşlerini yitirmiş kişilerin tüm hastalıklarla diğerlerine göre daha sık karşılaşmaları, dua ya da ibadet edenlerin etmeyenlere oranla daha az kalp krizi geçirmeleri ya da daha çabuk iyileşmeleri, ibadethanelerde veya evinde ibadet eden, mistik konularla ilgilenen yaşlı kadınların, bunları yapmayanlara göre daha sağlıklı, rahat ve mutlu oldukları ortaya çıkmıştır.”[1]

Washington Post yazarlarından Joel Achenbach, bir makalesinde şöyle diyor:”Yakın dönemde plasebo olarak tuzlu solüsyon enjekte edilen Parkinson hastalarının yüzde 50’sinde motor fonksiyonların iyileştiği gözlendi. Sözü edilen bu iyileşme hastaların hayal ürünü değil. Parkinson hastalığının bulguları tipik olarak beyin hücreleri bir nörotransmiter olan dopamini üretemediğinde ortaya çıkıyor. Beyin taramaları, acıdan kurtulma beklentisinin bile dopamin salgısını tetiklediğini doğruladı. İyileşeceğini düşünen hastanın bedeninde gerçek etki yaratan gerçek bir kimyasal tepki meydana geldi… Plasebo etkisinin tersi de gerçekleşebiliyor. Buna “nosebo” etkisi deniyor. Plasebo verilen her beş hastadan en az birinde beklenmeyen baş ağrısı, uykusuzluk ve mide bulantısı gibi yan etkiler görülüyor.”

Joseph Murphy,”Bilinçaltının Gücü” isimli eserinde şunları dile getirmekte :

” Kırk iki yıl kadar önce bütün hayati fonksiyonlarımı yürüten bilinçaltı gücümü kullanarak kendimdeki habis bir uru iyileştirdim.Tıp terminolojisinde buna “sarcoma” (kötü huylu tümör) diyorlardı.”[2]

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

20.Yüzyıl başlarında Fransa’da tıp profesörü olan Bernheim, hiçbir tedaviye cevap vermeyen dil felci bir hastaya,onu kesinlikle iyileştiren yeni bir alet icat ettiğini söyler ve iyileşeceğine dair kesin sözler verir.Hastanın ağzına  cep termometresi sokar.Hasta iyileşeceğine o kadar inanmıştır ki,birkaç dakika sonra dilini rahatça kullanabildiğini sevinçle haykırır.

Japoncada , “Hastalık zihinden kaynaklanır” diye bir atasözü vardır. Prof. Dr. Kazuo Murakami, bir kanser hastasının iyileşeceğine bütün enerjisiyle inandığı ya da yaşamdan ümidini tamamen kestiği takdirde kanserin doğasının olumlu ya da olumsuz bir şekilde değiştiğini ve sonuç olarak düşünce tarzımızın genlerimizi harekete geçirebileceğini ifade etmektedir.[3]



[2] Murphy, Josef, Bilinçaltının Gücü, Ötesi Yayınları

 [3] Prof.Dr. Murakami, Kazuo, Genetik Zekâ –Yaşamın İlahi Sırları, Kozmik Kitaplar

 

Yüreğindeki Sen/Selçuk Alkan/Akis Kitap

www.superbeyin.gencgelisim.com

Bir önceki yazımız olan İçsel Huzur İyi Yaşamın Kapısını Açar başlıklı makalemizde İçsel Huzur İyi Yaşamın Kapısını Açar, kontrol dışındaki şeyler için endişelenmek ve olaylar değil olaylara bakışımız bizi incitir hakkında bilgiler verilmektedir.

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir