İletişimi Sağlamanın Üç Yolu

Written By: Süper Beyin - Haz• 08•13

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

3

 

İnsanlara, kişiler arası iletişimde tüm mesaj kanalları açıktır. Lakin sadece sözcüklerin oluşturduğu kanal bunlar arasında, belki de anlamları taşıma kapasitesi en az olanıdır. Oysa insanlar tüm bedenleriyle iletişim kurarlar. Bedene özgü verilen anlamlar daha güvenilir olmaktadır. Bedenin sessiz diline ters düşen sözcükler pek az dikkate alınır. Bir insana “seni seviyorum” sözünü söylerken kafanızı başka bir yöne çeviriyorsanız, gözlerinizi kaçırıyor ve ağzınızı da sanki hoşlanmadığınız bir yiyeceği zorla size yediriyorlarmış gibi sağa sola eğiyorsanız, karşıdaki insanı cidden saf, değersiz yerine koyuyorsunuz demektir. Karşınızdaki kişiye bu şekilde, “Seni Seviyorum!” demek yerine Magnum tabancayla vurursanız inanın daha büyük iyilik yapmış olursunuz.

 

İletişim kurmak başlı başına bir sanattır. Kişiye değil, kişiyle iletişim kurduğunuzu unutmayın. İletişim bir insanın diğeriyle sadece konuşması demek değildir. Bu tür bir davranışın iletişim olmadığını, karşımızdaki kişi bizden iyice uzaklaştığı zaman tam olarak algılarız. Bakın, Caroll Brunett, 7 yaşındaki kızına bir tokat attıktan sonra aralarındaki konuşmayı Reader’s Digest’ta çıkan bir makalede şöyle anlatmıştı:

“ Hatırladığıma göre yatma anı geldiğinde hala içini çekiyordu. Ben de gidip, onu kollarımın arasına alarak dedim ki; “Şimdi seni çok sevdiğimi biliyorsun değil mi?”  Daha sonra karakter hakkında konuştum ve yaptığının yanlış olduğunu anlattım. Gözlerini yüzümden hiç ayırmadan dikkatle beni dinledi. Bu işi başardığımı düşünüp kendi kendimi kutluyor, bu olayı 40 yaşına dahi gelse hatırlayacak diyordum. 20 dakika kadar konuştum. Büyülenmiş gibi beni dinliyordu. Sözü bağlamak için bir an ara verdiğimde bana şunu sordu:

“ Anne, senin kaç dişin var?”

Mesajlarınızı sadece sözel olarak karşıdaki kişilere tam ve doğru aktaramayabilirsiniz. Alıcı kişi, sözün dışındaki etmenlerden de etkilenmektedir.

“ Adam, karısının yatak odasından şöyle seslendiğini duyar: “Gözlerini kapat şekerim, sana bu gün aldığım bir şeyi göstereceğim.”

Adam, eğer farkında değilse, “iyi” der. Eğer farkındaysa, gazetesinden başını kaldırıp kendi kendine, “Allahım, sen yardımcı ol!” diye dua ettikten sonra, “Hazırım, gel!” diye seslenir.

Holden gelen hışırtının ardından kadın görünür ve gözlerini kırpıştıran kocasına sorar: “ Nasıl buldun?”

Kısa bir duraklamadan sonra adam, yüzüne coşkulu bir ifade vermeye çalışarak; “ Gerçekten beğendim.” der.

“Hayır beğenmedin! Bunu yüzünden okuyorum!”

“Yanılıyorsun karıcığım, bak bu gerçekten mükemmel bir elbise!”

“Beğenmedin Harold. Ne zaman ‘gerçekten’ desen yalan söylediğini anlıyorum.”

Adam sesini yükselterek itiraz eder:

“ Baksana ne dememi bekliyorsun? Beğendim, işte o kadar! Keşke evlenirken de bunu giyseydin. Küçük bedeni olsa da anneme de alsam! Daha ne istiyorsun? Noterden onaylı yemin mi edeyim?”

Alaycı olmana gerek yok Harold. Elbiseyi beğenmedin, işte hepsi bu kadar. Zaten yaptığım hiç bir şeyden memnun olmazsın. Bir de kalkmış küçük boyunlu annene…” (Cooper, Sözsüz İletişim s.15)

Ve kavga çok daha farklı boyutlara varıyor…

Mesajın sadece bir kanalını kullanmadığımızı bir kez daha görüyoruz.

Tam, kitabı siz sevgili okuyucularıma daha güzel bir şekilde yazmak için konsantrasyonu yakalamışken telefonum çaldı. Arayan dolaylı olarak amirim sayılan bir yetkili. Aynı zamanda çocuğunu okuluma yazdırmak isteyen bir baba.

“Alo! Hocam merhaba!”

“Merhaba beyefendi,  nasılsınız?”

“Teşekkür ederim. Sizler de iyisinizdir inşallah!”

Selamlaşma ve hoş beş bahsinden sonra;

“Hocam bu gün yerinizdeyseniz sizi ziyarete gelmek istiyorum.”

“Beyefendi kaç gibi geleceksiniz?

Sorunuz gayet mantıklı. Çünkü bu gün sadece ve sadece bir saatlik boşluktan sonra, verilmiş olan randevularınız var. Gelecek kişiyle ilgilenmeniz mümkün değil. Lakin ertesi gün gelse, hem daha rahat ilgilenirsiniz hem de arzu ettiği işini gerçekleştirirsiniz.

“Siz kıvranıyorsunuz telefonda: “Şey! Beyefendi, bu gün birkaç randevum var da, ben sizi arasam ya da yarın görüşsek olmaz mı?”

Karşınızdaki kişi ısrarlı, “Hocam siz kaçta çıkacaksınız, ben geleyim birkaç saat otururuz, sonra gideceğiniz yere beraber gideriz.”

Ama sizin birkaç saat oturacak vaktiniz yok. Hem gideceğiniz yere yalnız gitmeniz gerekiyor. Bir de hazırlık yapmanız lazım. Ve telefondaki kişiyi kırmamaya çalışarak, uzun uzun bugün görüşemeyeceğinizi anlatıyorsunuz.

“Ama!” diyor karşıdaki ses, “Ben bu gün boştum!”

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

Lakin sizin yüzünüzü görmüyor. Sesinizden de anlamamaya çalışıyor. Sesiniz “Bugün gelme kardeşim!” mesajını tam olarak veremiyor. Eğer yüzünüzün o anki halini görse mutlaka mesaj tam olarak yerine ulaşacak.

Albert Mehrabian, beden, ses ve sözcüklerin iletişimi ne kadar etkilediğini belirlemek için yaptığı bir araştırmada;

Bedenin % 55,

Sesin % 38,

Sözcüklerin ise % 7 oranında, karşıdaki kişiye aktardığımız mesajlarda etkili olduğu sonucuna varmıştır.

Bu gün kültürler arasındaki farkı da göz önüne alırsak ve rakamları genellersek:

Beden   : % 60

Ses       : %30

Söz                    : % 10

 

Gibi bir sonuçta, beden dili uzmanlarıyla ortak bir karara varabiliriz.

Yukarıdaki sonuçları ele aldığımızda ortaya şu çıkıyor:

“ Ne söylediğimiz değil, nasıl söylediğimiz önemlidir.”

Karşımızdaki kişi ya da kişilere asıl etkiyi sözden ziyade, söyleyiş biçimimiz ve vücudumuzu kullanış şeklimiz verir.

Sözsüz iletişimin günlük hayatımızda bu derece pay sahibi olduğu bir dönemde, özellikle tüm tavır ve davranışları, giyim kuşamı model olarak alınan öğretmenlerimizin, bu konu üzerine önemli ölçüde eğilmeleri gerekmektedir.

Çünkü ; “Öğretmen, doğumundan ölümüne kadar bütün bir hayat boyu, hayatı şekillendiren kudsi üstaddır. Milletine, kader programında rehberlik yapıp, ahlak ve karakterini yücelten ve ona ebediyet şuurunu aşılayan, yerde melek soluklarının mihraklaştığı üstün varlıktır.”(***)

“Öğretmenin elinde madenler saflaşır, som altına ve pırıl pırıl gümüşe inkılab eder. O esrarlı elde en ham ve değersiz şeyler, bîhemta elmaslar haline gelir. Hiçbir fabrika onun kadar seri ve onun kadar sistematik olarak iş göremez. Karşısına aldığı yüzlerce insana, bir anda bütün duygu tayflarını intikal ettirmek ve onların varlıkları içinde ikinci bir varlık haline gelmek, öğretmenden başka kimseye müyesser olmamıştır.”(***)

Öğrencinin kimliğini kazanmasında, eğitim ve öğretim hizmetlerinin niteliğinin belirlenmesinde öğretmen davranışları çok önemli bir role sahiptir.

Öğrenci öğretmeni modellemektedir. Yani öğrencide oluşan davranışlar, öğretmen davranışlarının bir yansımasıdır. ( Konuyu daha geniş ele alırsak, çocuğun ilk öğretmenleri olan ve doğumundan itibaren her an yanında olan anne-babaların davranışlarının bir yansıması)

Eğitilmiş kişilerin nitelikleri, kendilerini eğiten kişilerin nitelikleri ile özdeş sayılabilmektedir.

Sınıf içerisinde ya da dışında, öğrenciyle girdiği iletişimde anlattığı konuyu ve söylediği sözcükleri daha da anlamlı kılmaya çalışan öğretmen, sözsüz iletişimin varlığını kabullenmeli, sözsüz iletişimi kullanmasını iyi öğrenmeli ve sözsüz iletişimin gücünden mutlaka faydalanmalıdır.

Aksi takdirde sadece sözle bildiklerini aktarmaya çalışırsa, kısır bir döngünün içerisinde boğuştuğunun farkına işi işten geçtikten sonra varacaktır.

Yarın sınıftan içeri girerken, öğrencilerinize onları gerçekten önemsediğinizi ve çok sevdiğinizi söyleyin. Sınıfa doğru dönün ve sesinize tatlı bir ton vererek, “Siz gerçekten çok önemlisiniz.” deyin. Sonra yüzünüzde korkunç bir ifadeyle homurdanarak ve yumruklarınızı sallayarak arkanızı dönün ve çocuklardan uzaklaşın. Eğer sözcükler hareketlerden daha önemliyse, öğrencilerin yüzlerinde bir gülümseme olacak ve dersinizi dinlemek için can atacaklar. Ama hareketleriniz (vücut diliniz) sözcüklerden daha önemliyse ve öğrenciler üzerinde daha büyük bir etki bırakmışsa- ki öyledir- muhtemelen öğrencilerin morali bozulacak, yüzleri asılacak ve dersinizin bir an önce bitmesi için dua etmeye başlayacaklardır.

Çoğu zaman insanların duygularını anlamak çok zordur. Kendilerine soramazsınız, çünkü ne hissettiklerini çoğunlukla söylemek istemezler. Bu sanki bir sırdır…

Sır olamadığı dönmelerde de söyleyemedikleri zamanlar mutlaka olur, çünkü insanoğlu farklı bir fıtratta yaratıldığı için, çoğu zaman ne hissettiklerini kendileri de bilmezler. Bu kişilerin kafalarının içine girip ne hissettiklerini öğrenemeyeceğimize göre, yüz ifadelerine ve bedeninin verdiği mesajlara bakarak, o anda nasıl bir duygu içinde olduklarını anlamaya çalışırız.

Her öğretmenin en büyük isteği, anlattığı dersin hemen her öğrenci tarafından anlaşılması ve öğrenilmesidir. Rosenfeld tarafından yapılan bir araştırmaya göre, derse hazırlıklı gelen öğretmenlerin yüz ifadeleri,  konuşmadaki etkinlikleri, gülümseme biçimleri, jest ve mimikleri gibi davranışlarının derse hazırlıksız gelen öğretmenlerin aynı davranışlarına oranla yaklaşık iki kat daha etkili olduğu tespit edilmiştir.

“Başkan Franklin Roosevelt de, sözsüz iletişimle özellikle ilgilenirdi. Bir akşam sıkıcı bir kabul töreni sırasında biraz eğlenmeye karar verir. Her konuk önüne gelip, “İyi akşamlar Sayın Başkan, nasılsınız efendim? “ dediğinde,  hoş bir gülümseme ile sıcak bir şekilde, “ İyiyim, teşekkür ederim. Az önce kaynanamı öldürdüm .” der. Kabul sırasında tek bir kişi bile bu söze tepki göstermez. Hatta bunu işittikleri bile şüphelidir.” (Cooper, Sözsüz İletişim, s.22)

Öğretmenler, okulda koridorda ya da bahçede gezerken bunu denerseniz, dikkatli bir iki öğrenci mutlaka çıkacaktır. Lakin öğrencilerin büyük bir kısmı kendilerine gülümsediğiniz için, ne derseniz deyin, mutlu olacaklardır.

 

Mahmut Açıl

www.superbeyin.gencgelisim.com

Bir önceki yazımız olan Harita Sahanın Kendisi Değildir başlıklı makalemizde algılamalar ve gerçeklerin farkı, anlamak için yaşamak ve aynı deneyimi yaşamak hakkında bilgiler verilmektedir.

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir