Kısa Günün Kârı

Written By: Süper Beyin - Nis• 08•13

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

deve1

Yardımcısıyla birlikte akşama kadar hurma bahçesinde çalışmışlardı.İyice yorulmuşlardı.Çalışmadan, yorulmadan, alın teri dökmeden bir şey elde etmek mümkün değildi.İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardı.Çalışan demir pas tutmuyordu. Kimseye muhtaç olmamak, Allah’ın kendisine verdiklerinden ihtiyaç sahiplerini faydalandırabilmek için çok çalışmak gerekiyordu. Ancak çalışanlar helalinden kazanıyorlardı. Hazırcılık, başkasının sırtından geçinmek ve ele güne muhtaç olmaktan daha kötü ne olabilirdi. Tembel kişinin ne kendisine ne de başkalarına hayrı olurdu. Sekiz gün ömre dokuz gün çalışmak gerekirdi.

İki günü birbirine eşit geçen insan ziyandaydı.

Bir işi bitirdiğinde diğerine başlamalıydı adam. Ömür, zamanını ve sağlığı boşa harcayacak kadar çok uzun değildi. Bir yandan bir yana  dönmeden bitiveriyordu. Ahiretin güzelliklerini kazanmak ancak dünyadaki verimli çabalarla mümkün oluyordu.

Bir gün daha bitmişti. Kapanmıştı hayat defterinden bir sayfa daha. Güzel şeyler yaparak iyi yazılarla karalanmışsa kazanmışlardı. Yoksa yazık olacaktı ömür sermayesine.

Çok şükür iyi çalışmışlar, güzel verim almışlardı.

Sabırla koruk üzüm helva  oluyordu sonunda.

Kanaat, şükür ve sabırla, O’nun adı, izni ve selamıyla başlayınca güzel sonuçlanıyordu bütün işler. Bire bin meyve veriyordu iman, ibadet, ihlas ve ihsan ağacı.

Ne büyüktü kısa günün kârı böyle.

Develerini hurmayla yüklemişler, evlerine gidiyorlardı. Sevgiyle gülümsüyordu yüzleri, gözleri ileride.

Bir an önce evlerine varmak, aileleriyle  mutluluklarını paylaşmak istiyorlardı. Gündüz çalışmak, ihtiyaçlarını gidermek, gece de dinlenmek içindi.

Sonsuzluğa  kanatlanmanın en güzel anları da gecenin içindeydi.

 

Seher vakitlerinin aydınlığını kuşanıp ertesi güne uyanacaklardı yeniden dirilişin sabahında toprağın bağrından kalkıyor gibi.

Devenin yuları Kamber’in elindeydi.

Yürüyorlardı akşamın alacasında yan yana.

Medine içlerine varmışlardı.

Birkaç adım sonrası evdi.

Bir ses duyuldu yol kenarından.

Açlığın ıstırabıyla  kısılmıştı iyice.

Yoksulluğun ateşinde kavrulmuştu çöllerin kızgın kumları misali.

Elini açmış sızlanıyordu çaresiz.

Nice bin ümitle bekliyordu.

Belki eli çevrilmezdi geriye.

İhsanla yoğrulmuş bir gönül olabilirdi  karşısındaki.

Kelimeler titriyordu dudaklarından çıkarken:

-Allah rızası için yoksula bir sadaka, birkaç hurma verin efendim!

 

Gökleri hareketlendiren kırık gönlün sesini duydu. İçi cız etti, yandı alevleri öteleri tutan ateşte. Yardımcısına sordu merak içinde, ilgiyle:

-Kamber, ne istiyor bu yoksul?

-Hurma istiyor efendim!

-Ver öyleyse!

-Hurma çuvalda efendim!

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

-Çuvalla ver öyleyse!

-Çuval devenin üzerinde!

-Deveyle ver öyleyse!

 

Bir an endişendi Kamber.

Ne diyeceğini düşündü.

Devenin ipi benim elimde, diyemedi.

Biliyordu ki efendisi, onunla birlikte ipini tuttuğu deveyi ve hurma çuvalını yoksula bağışlardı. Allah rızası için isteyen bir yoksulun elini geriye çevirmezdi hiçbir zaman. Kendisi aç kalır, doyururdu ihtiyaç sahibini.

 

Deveyi durdurdu Kamber.

İpini yoksulun eline verdi.

Yoksul, elinde deve, üzerinde hurma, rızkına kefil olan Allah’a şükrederek, dualarını iyilik sahibine yönelterek evine doğru yürüdü.

Bu gecenin sabahı bayramdı onlar için.

Arife gecesini yaşıyordu  yoksul.

Sevinç ve mutluluk içinde gözden kayboldu.

 

Hazreti Ali ile yardımcısı Kamber evdeydiler artık. Düşünceler içindeydiler. Lime limeydi beyinleri.

Üzüntülüydüler.  Halini söyleyemeyen ve ulaşılamayan daha ne kadar çok yoksulu vardı kim bilir toplumun.

Sevinçliydiler. Bir insanın derdine derman olmuşlardı.

Yoksulu hoşnut etmek, Allah’ın hoşnutluğunu ı kazanmak, demekti.

Komşusu açken tok yatmak yoktu onların hayat anlayışlarında.

Sevgi, şefkat ve merhamet eksenli bir dünyanın mimarıydılar.

Gönülleri inşa diyorlardı önce. Allah’ın tecelli ettiği  yerdi kalpler.

Bir gönül kazanmak en güzel eylemdi insan için.

Cennet gibi bir dünyayı kurmanın yolu kalpleri imar etmekten geçiyordu.

Şükürle yaşanılırı kılınacaktı bu mekan.

İnsan ihmal edilmemeliydi.

Özüydü o hayatın.

Onunla anlamlıydı ancak evren, onun için var kılınmıştı.

Kanaatle zenginleşecekti rızık hazinesi. Paylaşarak bereketlenecek ve yetecekti herkese.

Güzel bir yarın ve iyi bir dünya için yapılması gereken çok şey vardı.

Sabah ola, hayrola, dediler içlerinden başları yastıkta, düşünceler içinde yorgun.

 

www.superbeyin.gencgelisim.com

Bir önceki yazımız olan Kocakarı ile Ömer başlıklı makalemizde dini hikayeler, kocakarı ile ömer ve kocakarı ile ömer hikayesi hakkında bilgiler verilmektedir.

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir