Kocakarı ile Ömer

Written By: Süper Beyin - Nis• 08•13

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

yasli kadin

 

Karanlık bir geceydi. Şiddetli bir soğuk ve dondurucu bir ayaz vardı.Evden çıktım ki yollar ısssız. Yolcu bir benmişim meğer yalnız.Aradan çok zaman geçmemişti ki, az ilerde yavaşça birisi göründü.

Karanlığın içinde bir nokta gibiydi. Birden heykel gibi bir adam, bembeyaz örtüsü içinde yalnız. Geliyor yavaş yavaş.

Ben sokuldum, o geldi.

Yaklaştık.

Durmadan karşıdan selamlaştık.

Ben düşünürken selam alan sesini, o hayalet gibi adam uzandı tuttu beni. Bir de baktım, Ömer değil miymiş!

-Ya Ömer! Böyle geç vakit, bu ne iş?

-Şu mahalleleri devre çıkmıştım… Gel benimle beraeber üç beş adım.

***

Ne ses var, ne bir canlı yürür. Öbür dünyaya ait bir sessizlik kaplamış etrafı.

Ömer geziyor, yardımcısı Allah!

Şu uykuda yatan şehir halkının huzuruna bak!

O gökyüzü kadar yükseklere çıkmış alnı Ömer’in, ufukların içinden çakarak, bir zaman sönmeyen ışığıyla, sabah yıldızında sanki bir ışık halkası gibi duruyor her evin önünde, dinliyor. İçerdekilerin haberi yok.

En yıkık dökük bir binayı bile geçmedik. Sağlı sollu yokladık her kapıyı.

Geldik Medine dışına artık.

Bir çadır gördü, durdu kaldı yine Ömer.

***

İhtiyar bir kadın ocak başında oturmuş.

“Açız, açız!” diye bağırışan çocukların pişen yiyeceğini karıştırıp duruyor.

Çocuklar aç, çocuklar sabırsız. Kadın çaresiz. Yutkunuyor. Gözyaşlarını içine gömüyor.

Tuzağa düşmüş bir ana  kuş gibi çırpınan sesiyle çocuklara söyleniyor:

-Durun yavrularım, şimdi pişecek yemek!

Fakat bu nasıl bir halse, bir türlü pişmiyordu yemek.

Yeniden başlamıştı çocukların açlıktan bağırışları.

***

Sonunda daldı içeri, selam verdi Ömer.

Kadın selamı aldı gülümseyen bir yüzle.

Ömer sordu:

-Ey teyze, söyle, bu çocuklar niçin ağlıyor?

-Bugün ikinci gün, aç kaldılar…

-O halde, neden biraz yemek koymuyorsun?

-Yemek mi? Çömleği sen et suyu mu sanıyorsun? İçinde sadece su var… Çakıl taşıyla beraber bütün zaman kaynar! Ne çare! Belki susarlar dedim. Ayıplamayın.

-Peki! Senin kocan, oğlun, kardeşin, yahut dayın… Tek erkeğin de mi yok?

-Hepsi öldü… Kimsem yok.

-Senin midir bu küçükler?

-Torunlarım.

-Ne de çok! Adam devlet başkanına gidip söylemez mi halini?

-Ah! Devlet başkanına, öyle mi? En yakın zamanda Allah kahretsin onu. Yakında çevresindekilerin geleceği yok olsun. İsterim ki Ömer belasını dünyada bulsun!

-Ne yaptı teyze Ömer, böyle gücenecek, kırılacak ve beddua edecek kadar?

-Ben yetim avuturken devlet başkanının uyuması mı gerekir? Biz onun yönettiği insanlarız, ona Allah’ın emanetiyiz. Gelip de arayıp sormak yok mu?

-Haklısın, yalnız zavallının işi pek çok, zaman bulup gelemez. Gidip söylememişsen ne haldesin bilemez.

-Zamanında yöneticiliği niçin kabul etmişti. Böyle çürük bir özrü kim geçerli kabul eder?

Zavallının işi çokmuş.

Nedir?

Savaş mı?

İşitme sen etrafında inleyen acıları.

Medine halkını çıplak bırak.

Mısır’da dolaş.

Savaş, savaş, diye git soy dünyayı, gel paylaş!

***

Çocukların bu sefer yükselince çığlıkları, kadının öfkesi delilik derecesine ulaştı:

-Ey Ömer!

Şu sesler, çığlıklar çıkar ta bulutların içine. Sonra kınama olur, iner tepene!

Yetimin ahını yağmur duası zannetme! O sesler kaza oklarıdır ki, gönderir insana.

Çocuklar çığlık çığlığa:

-Açız! Açız! Bize bir lokma olsun ekmek ver!

İhtiyar kadın avutuyor çocukları:

-Susun yavrularım! İşte oldu, şimdi pişer!

Kadın Ömer’e yüklenmeye devam ediyor en acı sözlerle:

-Gidip de söyleyeyim ha?… Dilencilik yapamam! Ömer de kim? Benim babam ondan daha cömert ve eli açık bir adamdı. Ölür de yüz suyu dökmem sizin devlet başkanınıza…

Ömer vuruldu bu sözle en zayıf yerinden.

 

Dedi kadına:

-Haklısın teyze! Avut çocukları, ben şimdi gider gelirim!

***

Devlet başkanı Ömer önde, bitkin, suçlu, sorumlu, pişman. Ben arkasında perişan, çadırdan ayrıldık.

Sabaha karşı biraz başlamıştı aydınlık.

Köyün köpekleri ejderha gibi saldırıyor.

Bırakmıyor bizi yoldan… Fakat kim aldırıyor!

Medine’nin tenha sokaklarına dalarak  dönüp geldik zahire anbarına.

Ömer açıp girdi içeri, ben de girdim ardı sıra.

Arandı her yeri, bir mum yaktı alel acele. Sonra seslendi bana:

-Şu tek çuval unu gördün ya! Haydi yükle bana! Bu testi yağ doludur, yeter o yük de sana!

Çuval Ömer’in sırtında, yağ bende, çıktık anbardan.

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

Kilitleyip geri döndük geldiğimiz yollardan.

Baktım gidilecek yer uzun ve uzak, yük ağır, Ömer yaralı.

Dedim ki:

-Ey Ömer! Ben götüreyim… Verir misin çuvalı?

Ömer dedi gözleri dolu dolu:

-Hayır, yorulsa değil, ölse de yardım etme sakın. Günahı kendinedir Ömer’in.

Ey Abbas!

Kadın ne söyledi, işitmedin mi demin? Bugünlük olsa bile, yarın Allah’ın huzurunda kimse Ömer’in ortağı olmaz.

Evet, yöneticiliği üstlenmeyeydi zamanında.

Dicle kenarında bir kurt aşırsa bir koyunu, gelir de ilahi adalet, Ömer’den sorar onu.

Bir ihtiyar kadın çaresiz kalır, Ömer sorumludur. Yetimi, hüsran gözyaşları boğar, Ömer sorumludur.

Bir sefalet yurdu bakılmayıp göçse, Ömer kalır yine altında, başkası değil!

Birisi yeryüzünde haksızlık yaparak bir damla kan dökse, o bir damla, kocaman bir ters akıntıya döner, boğar Ömer’i.

Ömer duyulur bir kalbin kırıklığından. Ömer kovulur her yasın etrafından.

Ömer devlet başkanıyken başka kim sorumlu olur?

Allah’ım! Ömer ne yapsın? İnsanlar zalim ve cahil!

Ömer’den isteniyor Muhammed’den beklenen.

Ömer! Ömer! Nasıl aldın bu yükü sırtına sen?

***

Abbas söze girdi:

-Ey Ömer! Sen almasan, acaba kim gelip de senden iyi idare edecek içine düştüğün bu durumu.

Evet, adaleti mutlak, kesin ve değişmez kabul edersen eğer, Ömer değil, ne olursan ol, bırak ki hepsi zarar.

İnsanlık adaleti  kesin hayal ederse, ümidini her zaman ümitsizliğe mahkum olarak görür.

 

Ey Ömer! Sen ne meleksin, ne de zalim bir yönetici! Senin elinde ne var ki? İnsanlık yaratılış olarak zulme uğramış. Gökyüzünün bütün yıldızları ve gezegenleri görüyor ağır bir yük altında inleyen Ömer’i.

Allah’ın huzuruna çıkarken bu unlu yüzünle, sadece yeryüzünü değil, gökleri ve ötesini bile şahit getir!

Ömer terden göle batmış, Ömer sırılsıklam, Ömer gücü bitmiş bir halde sordu:

-Uzak mı yol? Daha çok var mı?

-Ancak üç beş adım.

***

Kuvveti kalmamış artık zavallının.

Baktım.

Olanca kararlılığını sergiliyor, kendini zorluyor.

Nefes nefese, yavaş yavaş yürüyor.

Neyse, geldi bin bir bela ile.

Çadıra sokuldu.

Unu indirdi arkasından.

Konuştu soluk soluğa:

-Bırak da testiyi, yerleştirin kenara şunu.

Hemen çakılları çömlekten indirip attı Ömer.

Uzandı testiye, yağ koydu, sonra un kattı.

Oturmak istedi.

Fakat belaya bak ki, ocak hemen sönüp gidecek…

Sordu Ömer:

-Teyze, yok mu hiç yakacak?

***

Kadın getirdi beş on parça yaş diken Ömer’e. Ömer de yakmak için büsbütün serildi yere.

Ocak tüter, Ömer üfler sürekli en sıcak  nefesiyle. Yerde tutuşan ateşi darmadağın ediyor.

Sanki secde yapıyor gibi devamlı yeri süpürüyor. İçinde ruhu yanıyor, yüzünde ter köpürüyor. Yüzünün çevresinde duman döne döne tütüyor. Yıldızın önünden bulut geçiyor gibi.

***

Ocak tutuştu sonunda, yemek pişti.

Ömer sordu:

-Var mı teyze kabın, getir de indirelim.

-Var büyükçe bir kap, alın.

Yemek sıcaktı, fakat kim durup da bekleyecek? Ömer çocuklara bir bir yedirdi üfleyerek.

Çadırda ağlayış ve çığlık kesildi. Ruhlarda sevinç ve mutluluk uyandı. Çocuklar oynaşıyor, kadın neşe ve huzur içinde. Ömer bu durumu gördükçe sonsuz bir mutluluk içinde.

Abbas dedi Ömer’e:

-Sabah oluyor, kalkalım!

-Evet, haydi! Yarın hükümete gel teyze, öğleyin beni bul, devlet başkanına söyleriz, elbette iyilik umulur!

***

Baktık, yüzü gülmüştü teyzenin.

Biz de veda edip çıktık. Gelene geçene görünmeden Ömer’in evine gittik.

-Şimdi neredeyse gün doğar, kalıver, diye koyvermiyordu Ömer.

Az sonra sabah gürültüsü uyuyan şehri tamamen uyandırdı.

***

Öğle geçmişti.

Çıktı geldi kadın.

 

Ömer dedi:

-Galiba teyze uykusuz kaldın! İşte bağlanmak üzeredir yiyeceğin. Her ay gelip buradan alacaksın. Şimdi affettin değil mi beni?

Kadının yüzü gülüyordu.

Dedi ki Ömer’e:

-Fakat sen de işte böyle göster adaletini!

 

 

www.superbeyin.gencgelisim.com

Bir önceki yazımız olan Beyninizdeki Geri Dönüşüm Kutusunu Boşaltın başlıklı makalemizde beyninizdeki geri dönüşüm kutusu, Beyninizdeki Geri Dönüşüm Kutusunu Boşaltın ve kafanızdakileri boşaltmak hakkında bilgiler verilmektedir.

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir