Mutlaka Bir Sisteminiz Olmalı

Written By: Süper Beyin - May• 15•13

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

basari ve sans

 

1970 yılında, işle ilgili küçük taşıma masraflarından kurtulmak amacıyla Skoda marka bir kamyonet satın almıştık. Aynı zamanda binek arabası olarak da kullandığımız için hayli mutluyduk. Özellikle eşim ve çocuklarımızla bindiğimiz zaman sıkça tekrarladığımız bir söz vardı; arkaya bakmayınca normal bir otomobilden farkı yok diyorduk.

Arabayı bizzat fabrikasından teslim almaya gittiğimde orada çalışan sınıf arkadaşlarımla epey sohbet etmiştik. Bu arada bana takılmışlar:

-Yolda kalırsan bize haber ver, hemen bir servis göndeririz, demişlerdi. Ogün başımıza bir şey gelmedi ama birkaç gün sonra bir arıza nedeniyle onları aradığımda, benimle hayli gırgır geçmişlerdi. Şaka bir yana; araba o günün şartlarına göre oldukça iyi sayılırdı. Benim elim ayağım gibi olmuştu.

Yaz sonuna doğru, bir iş için ortağımla birlikte İzmir tarafına gitmiştik. Dönüşte, aracı bir süre ortağım kullandı. Tam da Bursa Garajı’nın önünden geçerken Abidin’in telaşlandığını fark ettim. Ne olduysa olmuş, arabanın frenleri boşalmıştı. O sırada çok yavaş seyrettiğimiz için el freni ile durmayı başardık.

Bizim ülkemizde böyle durumlarda yardım eden çok olur. Hemen etrafımızı sardılar ve hep bir ağızdan aynı tamirciyi önerdiler: Skodacı Hasan Usta!

Vatandaşın biri arabamıza binerek bize tamirhaneye kadar yol gösterdi. Hasan Usta orta yaşın biraz üzerinde, güler yüzlü, tombulca bir adamdı. Yabancı olduğumuzu öğrenince, elindeki işini bırakıp bizim aracımızla ilgilenmeye başladı.

Bir kenarda oturup, ânında gelen çayımızı yudumlarken, duvarları baştanbaşa dolduran tabelalar dikkatimi çekti. Her birinde farklı şeyler yazılıydı. Ama hepsi de büyük harflerle; “SAYIN MÜŞTERİMİZ” diye başlıyor ve geliş amacınıza göre nelerin yapıldığını kontrol etmeniz gerektiğini size hatırlatıyordu. Sözgelişi, trafik vizesi öncesi geldiyseniz; farlarınızı, sinyallerinizi, frenlerinizi ve fren lambalarınızı kontrol etmeniz hatırlatılıyordu. Aracınızı teslim alırken; 10 bin kilometre bakımı için geldiyseniz hangi, 50 bin kilometre bakımı için ya da motor veya kaporta-boya için başvurduysanız hangi işlemlerin yapılıp yapılmadığını kontrol etmeniz anlaşılır bir şekilde size hatırlatılıyordu.

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

Böyle bir durumla ilk defa karşılaştığımdan, gördüklerim hayli ilgimi çekmişti. Yıllarca sonra, ISO 9001 belgesi almak için yaptığımız çalışmalar sırasında, özellikle prosedürler, talimatlar ve görev tanımları üzerinde durulurken ve herkes; “bu da nereden çıktı” dercesine kabullenme zorluğu çekerken Skodacı Hasan Usta’yı tekrar hatırladım. O değerli insanın, daha hiç kimsenin akıl edemediği bir dönemde ISO ile iş gördüğünü büyük bir heyecanla fark ettim.

ISO 9000 meselesi başlı başına bir olay. Sistem başlangıçta; “yaptığını yaz, yazdığını yap” şeklinde tanıtılmıştı. O zamanki güdülen amaç; bir kurumda herhangi bir konuda bir iş yapılırken deneyimlerle oturtulan hareket tarzlarının herkes tarafından ve her zaman aynı şekilde uygulanması şeklindeydi. Yani, yeni bir sistem geliştirmekten çok, mevcut olanın standart hâle getirilmesi anlamına geliyordu. 2000 versiyonu ile birlikte sisteme sorgulama mantığı eklendi. Müşteri memnuniyeti konusu da ele alındı. Böylece iyileştirme ve gelişme ön plana çıkmış oldu.

ISO olayı ilk olarak ortaya atıldığında, her yenilikte olduğu gibi tutulamayacak birtakım kulplar takılmıştı Bir anda o kadar çok formaliteden söz edilmeye başlanılmıştı ki, olaya Avrupalının oyunu olarak bile bakıldı. Onların, kendi işlerini lüzumsuz masraflarla zorlaştırıp pahalılaştırdıkları, bizimle rekabet edebilmek için aynı masrafları yapmaya, sistemi kurmayan firmalarımızla çalışmayarak bizleri de buna mecbur ettikleri söylenir oldu. Olayın kaliteye, dolayısıyla da maliyete etkisi üzerinde durulmadı. Bugün gelinen noktada ise, bu meseleye firmaların devamlılık arz eden birer teftiş raporu olarak bakılıyor.

Aslında, Hasan Usta bir başka şey daha yapmıştı bana göre. Bilerek ve isteyerek ama ilk önce kendine güvenerek; müşteriyi bilinçlendiriyordu. Unutmayalım ki bireyler olsun, devletler olsun; kendilerine güvenleri oranında karşı tarafı bilinçlendirmeye cesaret ederler.

Bu hastalığımızdan tez elden kurtulmamız gerekiyor. Hem bireyler olarak, hem devlet olarak karşı tarafı bilinçlendirmekten korkuyoruz. Oysa bilmiyoruz ki bilinçlendikçe ve bilgi seviyeleri yükseldikçe, insanların değer ölçüleri ve ona paralel olarak davranışları da değişir ve gelişir. Aslında, demokrasinin önemi de burada kendini belli eder diye düşünüyoruz.

 

Gazanfer Sanlıtop

www.superbeyin.gencgelisim.com

 

 

Bir önceki yazımız olan Silme başlıklı makalemizde başarı için modellemede silme tekniği, evrensel üç işlem ve nlp hakkında bilgiler verilmektedir.

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir